nazar için:

Felak Suresi Anlamı: ( Ey Muhammed ! ) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.

Nas Suresi Anlamı : ( Ey Muhammed ! ) De ki : Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine ), insanların İlahına. O sinsi vesvesenin şerrinden, O ki insanların göğüslerine ( kötü düşünceler ) fısıldar. Gerek cinlerden gerek insanlardan ( olan ) bütün vesvesecilerin şerrinden Allah ‘ a sığınırım.

Peygamber Efendimiz iki kul euzüyü okuyup buyurdu ki; “bu iki sure ile belarlardan, nazardan korunun ! hiç kimse bu iki sure ile korunduğu gibi, başka şeyle korunamaz. “ ( Ebu Davud )

31 Ekim 2013 Perşembe

pastadan dondurma




                                   PASTADAN DONDURMA

    Sevgili gelinimiz, Durunun annesi , evinin neşesi Havvam  bize geldi, henüz dört aylık olan Durumuzla birlikte. Bayram sebebiyle güzel bir gün geçirmiş olduk hep beraber. Mutfağa birlikte girdiğimizde biz çok mutlu oluruz. Hem konuşur dertleşir hem de bir bakarız neler yapmışız neler. Fırında kaşarlı ekmek, makarna salası, kadayıf tatlısı, Havvamın getirdiği cupcakeler ve pastadan dondurma lezzet oluverdi soframıza.

   Tabii bu bir dondurma değil. Sadece şeklinden böyle söyledim. Ben bu pastayı yapmayı da, yedirmeyi de, yemeyi de çok severim. Değişik şekillerde sunarım. Streç filme sarıp rulo pasta, kaselere koyup tek kişilik porsiyonlarda, cupcake kağıtlarında, kek kalıbında değişik değişik şekillerde yaparım. Artık yeni bir sunum bulmam gerektiğini düşündüm. Bu kadarla sınırlı kalmamalıydım. Daha farklı daha farklı nasıl olur derken, dondurma külahı geldi aklıma . Başka bir yerde de buna benzer bir şey görmedim. Yapan varsa ellerine sağlık diyorum.

   İşte  bu sunum da böyle çıktı ortaya. Çikolata eritip üzerine sos yapmayı planlamıştım ama evde çikolata kalmadığını farketmemişim.  Böyle sade oldu, bu defalık. İlk defa için neyse diyorum. Bir dahakine inşaAllah çok daha güzel bir şekilde süslerim.

   Tek sorunumuz yemeden onbeş dakika kadar önce doldurmamıza rağmen külahın yumuşaması oldu. Külaha doldurup bekletmeden yenmesi daha iyi olacaktı galiba.

   Bak şimdi birden aklıma geldi. Küçük çocuğu olanlar için; bu pasta sabahtan hazırlansa, akşam otururken bir vakit, bir elinde külahlar bir elinde pasta ile gelinse, -'‘dondurmalarım vaar, dondurmam kaymaak’' diye şöyle bir salonun ortasında seslenilse, o minik gözlerdeki mutluluk ve merak anlatılamaz  olur herhalde. Hele bir de herkesin külahını eline dağıtıp bir dondurma sırası oluşturulsa geceye ne güzel bir eğlence katar.

Malzemeler:

10 adet dondurma külahı


1.5 paket bebe bisküvisi

1.5 paket krem santi

 1.5 su bardağı ölçüsünde  süt

1 bardak çekilmiş ceviz içi(olmasa da olur)

Yapılışı:

 Krem şanti ve süt karıştırılıp hazırlanır, 2 saat buzdolabında bekletildikten sonra ikiye üçe ayrılmış bebe bisküvileri ve ceviz katılıp iyice karıştırılır. Kapalı bir kapta bir gece buzdolabında bekletilir. Yenmeden hemen önce küçük bir kaşıkla külahlara doldurulur. Doldururken kaşığın sapı ile aşağı doru hafifçe yerleştirmek külahın iyice dolmasını sağlar.

                                                       Bereketi bol olsun




30 Ekim 2013 Çarşamba

Bebek Battaniyesi



             



Duru geliyor Duru yalelel yalelel diye başladım battaniyesini örmeye. Bir sevinç bir telaş, sanki ilk defa hala olacakmışım, sanki ilk defa bebeğimiz olacakmış.
  Her canımın canı doğduğunda sanki ben doğuracakmışım gibi heyecanlanırım. Onları karnımda değil ama dokuz ay boyunca kalbimde taşırım. Sonrada oraya öyle bir yerleşirler ki nerede olursa olsunlar, nereye giderse gitsinler kalbimin bir odası hep onlarındır.

    Bilirler; ailemde bilir, kendileri de bilir, anneleri babaları da bilir onları ne çok sevdiğimi. Sevgim öyle büyüktür ki ne Güzellerim onları kıskanır, ne de onlar Güzellerimi. Ne anneleri kıskanır, ne de babaları.
    Kardeşlerimden, eşlerinden  Allah’ım razı olsun. Hep doya doya sevdirdiler yavrularını bana. Hep bir anneleri de benmişim gibi hissettirdiler. Kıskanmadılar kuzularını benden.
   Bazen birlikte uyuduk, bazen birlikte oynadık, birlikte türlü türlü şeyler yaptık. Tatillerde annemin ve babamın evine yeri geldi tam ondokuz can sığdık. Bir anne babadan ondokuz can. Seven, sevilen, paylaşan ondokuz can.

  Bu güzel battaniyeyi Duru’m için hayal ettim, ördüm. Güzellerim çok fikir verdiler. Kelebeklerin uçmasını istediler, kuşların da.Dediler güneş olsun ,bulutlar da, çiçek açsın çayırlarında.

   Çok kolay, çok basit bir şekilde ördüm. İpi tığa üç defa dolayarak üçlü trabzan  şeklinde önce yeşil kısımdan başlayıp çimen yaptım. Sakallı iple de az bir miktar daha örüp beyaz zemine geçtim. Yine aynı şekilde ipi tığa üç defa dolayarak üçlü trabzan  şeklinde yeteri kadar ördüm. Üzerindeki süslemeleri de görüldüğü gibi basit bir şekilde yaptım.

                                                                                                                                                         
                                                                                  
                     
                    
                 
                                                                                                                                                                                                                                                                                 

                                                                           





29 Ekim 2013 Salı

29 Ekim


          



                İSTİKLAL MARŞI                              
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal!

                                                         Mehmet Akif Ersoy

                              Bu anlamlı gün için daha ne söylenebilir ki…

     Ben aslında Cumhuriyetimizin bu en özel gününde herkesin bir kenara çekilip tatil yapması taraftarı değilim. Bence bu gün her zamankinden daha çok çalışmalı daha çok sarılmalıyız işimize, gücümüze.

   Cumhuriyetin kurulduğu günlerde ve daha öncelerinde Türklüğün var olduğundan beri canla  başla çalışan, gece gündüz uyumadan çalışan, can veren atalarımıza daha layık olmak için daha çok çalışmalıyız. Şiirimiz de okunsun, marşımız da söylensin en güzel kutlamalar da yapılsın bir taraftan da işler yürüsün.

   Bunca çocuk kutlamalara katılmadan evde geçiriyor zamanını. Okullar açık olsun isterim ; marşlar çalsın zil sesi yerine. Şiirler okunsun, çocuklarımızın ellerinde bayraklar sallansın isterim. Tekrar tekrar anlatılsın isterim kahramanlıklar, içine işlesin çocuklarımızın destanlar.  Neredeyse dünyaya hüküm sarmış kahramanlıklar. Öyle ki Osman Gaziden Fatih Sultan Mehmet Hana,  Kanuni Sultan Süleymandan  Atatürke  kadar tüm kahramanlıklar. Adını bildiğimiz bilmediğimiz tüm kahramanların kahramanlıkları anlatılsın.  

   Tabi ki biliyorum bunların derslerde çok güzel bir şekilde anlatıldığını. Tabi ki biliyorum. Benim naçizane demek istediğim coşkunun, heyecanın en yoğun olduğu günlerde anlatılanların çocuklar için daha etkili olabileceği.

                     
      


.





                                                                        
                                                                      

               
                           
               

  



                                                                                                             bayrak kaynak: Resimler.tv efe44

27 Ekim 2013 Pazar

BUGÜN GÜNLERDEN PEMBE


BUGÜN GÜNLERDEN PEMBE

   Bu gün günlerden pembe. Bize saat on bire kadar tatil. Sonra dershane saati. Hafta sonlarının ya da hafta arasının tek tatili.  Ailemle geçirilecek tatil zamanı. Sadece birkaç saat. Hele hepimizin birlikte evde olduğu nadir pazar kahvaltılarından olunca; Güzellerim günler öncesinden başladılar – anne güzel bir kahvaltı isteriz diye.  Kızçelerime uygun olsun diye de pembe bir masa hazırladım.
   Hafta sonlarının yoğunluğu nedeniyle bu gün sayfama zaman ayırmayı düşünmüyordum ama hal böyle olunca güzellerim, eşim ve kendim için hazırladığım bu kahvaltıyı , aslında hazırladığımız bu kahvaltıyı paylaşmak istedim.
   Çok kolay, basit ve bir o kadar da lezzetli bir tarif. Kızlarım yaptı. Onların elinin lezzeti de bir başka olduğu için yayınlamadan edemedim. Peynirli biber.
                                           

                                        Annem bize yapardı kahvaltılarımızda. Onlara da annesi.

  Herkes bilir bunu ama kızlarım yapınca bir başka oldu.

   Bir de didişip didişip; sen büyük doğradın sen küçük doğradın, sen kaç tane doğradın diye birbirlerini yediler kahvaltıdan önce.  Ara sıra söylensem de  - çeneniz değil eliniz işlesin diye, hem çeneleri hem de elleri işliyor MaşşaAllah. Olsun ben onların bu hallerini de seviyorum

   Biberlerim de anneciğimin kendi elleriyle yetiştirdikleri. Belki onun dolabında bile kalmamıştır bu biberlerden. Ama ben de vardı. Kardeşim daha okulun açıldığı ilk gün getirdi. Yaklaşık bir buçuk ay önce. O zamandan bu zamana bozulmadan kullandık. İyi baktım biberlerime ben. Onları arada bir çıkardım, üzerlerindeki nemi kuruladım, tekrar yerleştirdim buzdolabıma kapalı kutularda. Onlarda bu sabaha kadar bizim sofralarımıza lezzet oldular.

 Yapılışına gelince; Güzellerimin küçük küçük doğradığı biberleri az yağda kavurdum, arada karıştırarak. Ezilmiş peyniri de katıp 1-2 dakika daha kavurdum. Tuz ve toz kırmızı biberle lezzetlendirdim.

                                                  















                                                         Bereketi bol olsun

25 Ekim 2013 Cuma

KÜÇÜK PEMBE KREPLER



 
 
 
 
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki: "Biriniz kardeşini (Allah için) seviyorsa ona sevdiğini söylesin." [Ebû Dâvud, Edeb 122, (5124); Tirmizî, Zühd 54, (2393).]







 
 

 
 
              EN SEVDiĞiMiZE SEVDiĞiMiZi SÖYLEYEMEMEK.

 
  Güzellerimi okuldan geldiklerinde küçük atıştırmalıklarla karşılamayı seviyorum. Bu gün biraz süslü biraz da sade krep yapmak istedim.  Yaparken de annem ve babam aklıma geldi. Onlarda çok severler benim yaptığım kreplerimi.

   Ah! Şimdi burada olsalardı; çayımızı demleseydik, kekimizi, krebimizi sohbetimize  katık etseydik.

    Her evlat gibi ne çok severim annemi, babamı. Severim de sık sık söyleyemem. Severiz de sık sık söyleyemeyiz. En sevdiğimize sevdiğimizi söyleyememek.  Annemize babamıza seni seviyorum diyememek. Onlara her baktığımızda içimizdeki sevgi tiril tiril titrerken, gözünde bir damla yaş birikmesinden korkarken seni seviyorum diyememek.  

    Bizim yaşıtlarımız için zor, kolayca söylemek. Simdi böyle durup dururken söylemek, söyleyebilmek. .( istisnalar her zaman vardır)

    Oysa söyleyebiliriz. Çocuklarımıza söylediğimiz gibi, bize söylendiği gibi.

   Biz bu sabah güzellerimle birbirimize sevgi sözlerimizi söyledik.  Muhtemelen akşam uyuyuncaya kadar da defalarca.  Annem ve babama da en son doğum günlerinde, ondan öncede anneler ve babalar gününde. Niye şimdi hemen söyleyemiyorum. Ya da dün ondan önceki gün niye söylemedim. Ne bekliyorum özel bir gün olmasını mı? Onların benim annem ve babam olmaları yeterince özel değil mi?

   Söyleyemiyorum işte. Söylenmiyor. Zaten her söylediğim de ben de onlarda ağlamaklı oluyoruz. Hemen kötü bir şey mi olacak diye aklımıza geliveriyor. Bir daha söyleyememekten korkuyoruz. Sonraya bırakıyoruz.

   Ne olur söylesek? Ne olur? Onlar dünyanın en mutlu insanı olur. Sevildiğini her zaman bilen ama duyan insan olur. Söyleyelim, dilimizi alıştıralım, söyleyebilirim diye beklemeden.

   Hemen şimdi söylemeliyim, hemen şimdi. Söyleyebiliyorken, söylediklerim duyulabiliyorken söylemeliyim.  Şimdi yazmam bittiğinde telefonu elime alıp seni seviyorum Anneciğim, seni seviyorum Babacığım diyeceğim, İnşaallah.



                                                    
      


 

Bu krepten kalplerle sevgimi gönderiyorum sevdiğim, kıyamadığım; annem ve babama…
   Krep tarifi dendiğinde internette çeşit çeşit görseller çıkıyor.  Anne kaz ‘ da görmüştüm ve çok beğenmiştim kalpli yapım şeklini.
   Aldığım tariflerde benim de bir katkım, farklılığım olsun isterim. Bunu da biraz renklendirip yapayım dedim. Ama çok zormuş nakış nakış işlemek krebi. Şeklini değil ama aklımdaki rengini tutturdum.
 
 
                                      
                                                Kızlarım da çok beğendiler.  
Malzemeler
 1 yumurta
Yarım bardak kırmızı pancar suyu
1 bardak kadar un
Yapılışı:
   Yarım pancarı küçük küçük doğrayıp yarım bardak suda 2-3 dakika kaynattım. Blendırdan geçirip püre haline getirdim. Tel süzgeçten süzüp suyunu aldım. Soğuduktuktan sonra, yumurta ve unu katıp hamurunu hazırladım. boş bir hardal kutusuna (ketçap veya mayonez kutusu da olabilir) koyup sıcak yağsız tavaya şekilli döktüm.
                                                                              
 
                                                                     
 

 
 
 
 
 
                                                                 

 
 



       
       Tuzsuz  olduğu için reçelle birlikte lezzetlendirdik. Pancarın tadı da hiç gelmedi.
                                                            Bereketi bol olsun