26 Şubat 2014 Çarşamba

Mart İpliği - Marteniçka





                                    
                                                  Mart İpliği  -  Marteniçka
      Hiç aklıma gelmezdi annem küçücük bileklerimize iplikleri dolarken bunun yüzyılları aşkın bir gelenek olabileceği. Sanırdım ki anneannem oyun olsun diye annemlere takarmış, annem de bize. Sanırdım ki o uzun kış gecelerinin eğlencelerinden bir anı. “  Mart karasını atmasın derdi annem, mart ipliğini takmazsak bu yaz çok güneş alırsınız kara kız olursunuz sonra. “ rengi de kırmızı beyaz  olmalı  sağlıklı, kanlı canlı olmak için. Tabi biz şimdi rengarenk yapıyoruz ya. Şubat ayının son akşamı takılır, mart ayının son akşamı çıkarılır . Mutlaka mart ayı bu iplerle karşılanır, unutursak o akşam  "artık mart karasını attı , takılmaz. "derdi annem. Ne çok üzülürdük. Tabi biz  üzülünce  kıyamaz  yapıp takardı ama işe yaramazdı, bir kere mart karasını atmıştı.  O zamanlar köylerde kara olmak hiç istenmeyen bir durum. Hatta tarlada çalışan kadınlar yüzlerini öyle bir sararlar ki o sıcağın altında bir tek gözleri görünür.  İşte böyle sanırdım ben bizim mart ipliği hikayemizi. Bir bakıma güneş ışıklarını bağlardık bizi karartmasın diye.
   Ben de kızlarım doğduğundan beri her yıl şubat ayının son akşamı yaparım, mart iplerini takarım kızlarımın kollarına. İlk mart ipliklerini bile saklarım hala hatıra kutularında. O denli bağlıyım yani geleneklerimize. Geçen yıl sınıfta arkadaşları özenmişti Cansuyumun ipliğine, birkaç makara alıp göndermiştim okula, tenefüslerde bütün kızlara ip yapmıştı kızçem.
   Birkaç yıl önce Sevim Anne ile bir sohbetimiz sırasında onunda mart ipliklerini bildiğini fark ettim ve çok şaşırdım. Kendisi kayınbabamın ikinci eşi ve Bulgaristanda yaşıyorlar. Onların da mart ipliği yaptıklarını söyledi. Hatta onların ki öyle bileğe takılan küçük ip parçalarını geçmiş, adeta bir festival, bir şölen havasında özel günler olarak kutlanırmış. Çeşit çeşit bebekler, süsler püsküller yaparlarmış, ipliklerle. Çantalarına, kıyafetlerine, saçlarına, yakalarına takarlarmış. Adına da Marteniçka denirmiş.  Sergilenir, en güzel mart ipliği yarışmaları olurmuş. Rengi mutlaka kırmızı beyaz olmalıymış. Tıpkı bizim ki gibi. Kırmızı yılın sağlıkla geçmesini, beyaz saadeti temsil edermiş. Leylek görülünceye kadar takılırmış. Leyleği görünce bir dilek tutulur, çıkarılıp büyükçe bir taşın altına saklanırmış. Dilek tutsun diye.
 O kadar çok şaşırdım ki sadece bizim köyümüze ait bir gelenek sanırken ben bunu,  neler öğrendim.  Aa… sonra düşündüm, benim köyümün, ninelerimin, dedelerimin kökü Bulgaristan’a dayanıyor. 1800 ‘lü yılların sonu, 1900 ‘lü yılların başı Trakyaya göç yılları Bulgaristan topraklarından. Demek ki benim büyük ninelerim oralardan gelirken çıkınlarının arsında mart ipliklerini de getirmişler. Bırakmamışlar oradaki yaşanmışlıkları. Amacı değişmiş, ( ya da onlar öyle yapıyormuş) mart karartmasın diye takılmış buralarda ama  bu geleneği bize onlarca yıl sonrasına taşımışlar.

   Tabi burada hiç kimse yanlış anlamasın, ben öyle ip bağlamak ya da dilek tutmak gibi batıl inançları olan bir değilim. Dileğimi de isteğimi de Yüce Yaradanımdan isterim dualarımla. Ancak burada paylaşmak istediğim bir gelenek, bir eğlence. Daha az bilinen ya da unutulan yıllar öncesine ait kim bilir neler var. Bildiklerimizi, öğrendiklerimizi paylaşırsak, çocuklarımıza öğretirsek geçmişimizle atalarımızla bağımız hiç kopmaz diye düşünüyorum. Alt tarafı bir ip denebilir, evet çok basit bir şey ama basit olduğu kadar da önemli bir şey. O küçük ip parçası değil beni kendi çocukluğuma, annemin çocukluğuna taa hiç tanımadığım ninelerimin çocukluğuna götürüyor. Bir an için bile olsa zamanın yaşanmışlıklarını canlandırıyor.
   Daha sonra kısa bir araştırma yaptığımda gördüm ki; yüzyıllar öncesine dayanan bir Bulgar Mitoloji geleneğiymiş. Anlatılan  rivayetlerden birine göre M.S. 7. yüzyıla kadar uzanıyormuş hikayesi. Toros Türkmenlerinde, Romanya da, Yunanistan da benzer şekillerde yapılıyormuş, bir çeşit baharı karşılama şekli olarak.


Rivayetlerden birine göre ise;

   Eski zamanların birinde Bulgar erkekleri savaşa giderler. Geride bıraktıkları da “ savaşı kazanırsanız, bir kuşun ayağına beyaz ip, kaybederseniz siyah ip bağlayın gönderin derler. Gel zaman git zaman kuş ayağında kana bulanmış beyaz bir ip parçası ile gelir. Bunu görenler de savaşın kazanıldığını ama çok kan döküldüğünü anlarlar.
Özellikleri:
Mart ipliği kesinlikle kırmızı beyaz olmalıdır.
 El yapımıdır. 
Satılamaz ,  hediye edilebilir.
Mart ayı başlamadan takılmalıdır.
   Ayrıca mart ipliği geleneğini çok güzel bir şekilde açıklamış olan Nigar Sargın Hanımın yazısını isterseniz buradan okuyabilirsiniz. Marteniçka  yazarak ta görsellere girdiğimizde çeşit çeşit ipler karşılıyor bizleri.



                                                         Kırmızı ve beyaz  yün ipler burkularak yapılıyor.


                Daha ince olsun isterseniz beş altı renk makara ipi ile de yapabilirsiniz, ama aslına uygun olmadığı için mart ipliği demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. 


















   Hepinizi ayrı ayrı selamlıyorum sevgili arkadaşlarım, önemli bir nedeni yoktu ama yaklaşık iki haftadır hem kendi sayfamdan hem sizlerin paylaşımlarınızdan uzak kaldım. Çok özlemişim bloğumu ve sizleri. Fırsat buldukça ziyaretinize gelmek istiyorum, sevgilerimle…

17 Şubat 2014 Pazartesi

fırında karışık güveç




                                                        

         Hayırlı haftalar dileyerek başlamak istiyorum, sevgili arkadaşlarım. 
 Bugün tatilden kalan bir lezzetle başlamak istiyorum. Bu tarifimiz kızlarla evdeki malzemeye göre gelişigüzel bir şekilde ortaya çıkardığımız bir lezzet.
  Biliyorsunuz  kızlar mutfağa girmeyi çok seviyorlar. Tatilde de bol bol pratik yaptılar. Kız anneleri bilir, iki kızın olduğu yerde tatlı tatlı atışmalar olmadan da olmuyor. 
   Bu yemeğimizi de böyle sen küçük doğradın, yok ben küçük doğradım atışmaları arsında yaptık. Lezzeti de baya bir güzel oldu. Ben üzerine yoğurt koyarak yedim, kızlar ve eşim sade yemeyi tercih ettiler.
  Akşamüzeri çayın yanına yakışan, doyurucu bir sunum, ya da öncesinde bir çorba ve yanına salata ile akşam yemeğine dönüşebilen bir tarif.
Malzemeler:
1 pide
2 tane patates
Et suyu
200 gr. kıyma
1 soğan
1 biber
Kaşar peyniri
Tuz ve karabiber
Yapılışı:
Pideler küçük küçük doğranıp güveç kaplarına (borcam da olabilir) yerleştirilir. Üzerine et suyu (ben çorba için dondurucuya buzdolabı poşetlerinde önceden hazırlamıştım, onlardan kullandım.) dökülerek ıslatılır.
   Küp küp doğranmış halde kızartılmış patates konur, kaşar peyniri serpilir.
 (kaşar peynirini  araya koyuyorum, çünkü üste olursa çok çabuk yanıyor.)
En üste de soğan ve biberle kavrulmuş kıyma konup, kapağı kapalı bir şekilde 20-20 dakika kadar 180 derece fırında pişirilir.
Üzeri süslenerek servis yapılır, istenirse yoğurt ilave edilerek yenilebilir.
                                             
                                                  




                                                  











      Bereketi Bol Olsun…









13 Şubat 2014 Perşembe

Dantelli Fincan Kapağı

                                 
                                                                                                                                      
                                                  


                                      Dantelli Fincan Kapağı
   Her yerde bir silikon fincan kapağı tutkusudur gidiyor. Rengarenk, çiçekli, fiyonklu. Bizde almaya karar verdik. Tam alacaktık ki  (her hobicinin olduğu gibi yada herkesin olması gerektiği gibi ilk gördüğünü almayıp, ben daha güzelini yapabilirim duygusu çıktı ortaya ) ”    -aa ... kızım biz bundan yapabiliriz.” Deyiverdim. Kızlar da dünden razı. Tamam anne diyerek planlamaya başladılar bile.  Ve sonuç: Artık bizimde fincanlarımız süslü süslü, salına salına bir prenses edasıyla geliyorlar soframıza.
    Daha sonra internette baktım, başka yapılmış bir örneği var mı diye hazır silikon olanlar dışında el yapımı hiç göremedim. Olmaması da  biraz bencilce ama hoşuma gitmedi değil.
Biz çok sevdik süslüleri, dilerim sizde seversiniz.
Yapımı fotoğraflarda görüldüğü gibi oldukça kolay ve zevkli. Yoğurt kutusu kapaklarını, kot kumaşı ile kaplayıp süsledik. Bu kadar…















Mübarek Cuma günümüzü bu günden kutlar, hayırlara vesile olmasını temenni ederim.
Selam ve sevgilerimle...

10 Şubat 2014 Pazartesi

kırmızı amerikan servis


                                  

 Hayırlı başlangıçlar, hayırlı bir dönem olsun İnşeAllah tüm yavrularımıza da bize de.  
   Tatil bitti, bitti de bize yetmedi. Şöyle bir hafta daha olsaydı ne iyi olurdu. Bu ara tatilin üç hafta olması da bu kadar değişikliğin içinde yapılsaydı keşke.  Güzeller okulda , benim yapılacak bir sürü işim var ama elim hiçbirine gitmiyor. Üzerimde bir rehavet, bir ağırlık sormayın gitsin. İki hafta kızlarla ve eşimle (o da iki hafta izin almıştı) birlikte benim de tatil yapıp her şeyi ertelememden mi? yoksa iki haftadan sonra yalnız kalıp ne yapacağımı bilememden mi? tekrarlayan gribin verdiği halsizlikten mi yoksa işime öyle gelmesinden mi bilmem kendimi iyice saldım.
   Sabah kahvaltıdan sonra iki bardak çayımı yine bu sabahta kitabımı okuyarak içtim. Sabahları öyle yarım saati kendime ayırmayı seviyorum, seviyorum da bu sabah ki biraz uzun sürdü. Üzerine bir yeşil çay, biraz örgü saat bu saat oldu. Ben şimdi kalkıp kendime gelip toparlanayım.       Bu arada bir kitap kılıfı örmeye başladım. Bakalım nasıl   olacak. Kızlar da bende şimdiden paylaşamıyoruz. Bu kırmızı ipi çok sevdim. Bu aralar örgü deyince elim ilk bu ipe gidiyor. Devamını bulsam iyi olacak.
                                    Herkese sevgilerimi gönderiyorum.










5 Şubat 2014 Çarşamba

Krem Şantili Kurabiye

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            




                            Günaydın günaydın günaydın….
        Günümüz, günlerimiz aydın olsun, mutlu sabahlar olsun hepimize…
   Tatilin şu son günlerini geçirirken hayatımızın güzelliklerle dolmasını diliyorum. Ağzımızın tadı hiç bozulmasın. Çayımızın, kahvaltımızın tadı doyulmaz olsun diliyorum. Bir de bu kurabiyeyle keyfimize keyif olsun diliyorum.
   Biz bu kurabiyeyi öğrendiğimizden beridir kaç defa oldu yapıyorum hiç saymadım. Yapımı o kadar hızlı o kadar kolay ki çaydanlığı ocağa koyar koymaz başlarsak, çay demleninceye kadar  oluveriyor. Malzeme yok denecek kadar az. Şeker bile koymuyoruz. Margarinsiz oluşu ayrıca güzel. Böyle anlatıyorum ama çoğu kişide biliyordur aslında bu tarifi.
   Bu kurabiye ile ilgili tek sıkıntım krem şanti ne kadar sağlıklıdır ya da pişince ne kadar sağlıklı oluyordur. 
   Tarifine gelince nereye baksam ölçü ve yapılış aynı. Aslında ufak tefek değişiklik katmayı severim yeni deneyimlerime ama ne dense bunu olduğu gibi aldım, sadece damla çikolata ekledim.
Malzemeler:
1 poşet toz kremşanti
1 bardak sıvı yağ
1 / 2 çay kaşığı kabartma tozu
3 bardak un

2 kaşık damla çikolata
Yapılışı:
Kremşanti ve sıvı yağ hafifçe karıştırılır, un ve kabartma tozu katılıp, hamur yoğurulur. Aslında öyle tam bir hamur olmuyor. Fotoğraflarda görüldüğü gibi toparlanmayan bir karışım. Elden ele sıkıp şekil veriliyor. İki el arasında sıkıştırılıp bastırılıyor. Tam yuvarlak değil, basık bir şekil. Pişer pişmez üzerine pudraşekeri serpip beş dakika dinlendirip servis yapıyoruz.






                                                                        



      


                                                                         


                                                                        


                                                                       


                                                                       








                                                                     Bereketi bol olsun…

2 Şubat 2014 Pazar

telefon kapağı süsleme


                                                     
 Soğuk bir İstanbul akşamından herkese sıcacık sevgiler gönderiyorum, hayırlı akşamlarımız olsun sevdiklerimizle sıcacık çay sohbetleriyle geçen…
   Az çok beni tanıyanlar biliyorlar artık taşlara, kuru dallara ve çuval kumaşlara olan düşkünlüğümü. Galiba bu doğal olan materyalleri habilerimde ve evimde kullanmam şehir yaşamı içerisinde köy yaşamına olan özlemimden. Doğallığı,  doğal hayatı süsle püsle de olsa hayatıma taşımaya, hayatımda yaşatmaya çalışmamdan.
   Seviyorum, özlüyorum köyümü, tüm çocukluğum boyunca köyde yaşayıp bir türlü köylü  olamayışımı biraz hüzünle anıyorum. Şimdi köyde olsaydım diye düşündüğümde hep keşkelerim var. O güzel süslü evimizin bahçesinden kafamı biraz dışarı çıkarıp, daha çok karışsaydım köyümün köy kokuları arasına diye keşkelerim var. Çeşme başında arkadaşlarımla akşam sedankalarını  daha uzun tutup, o zamanlar pek sevmediğim, pek de giymediğim  şalvarımı hiç çıkarmasaydım diye keşkelerim var. Şimdi ise rengarenk bir sürü şalvarım da var, giymeyi de çok seviyorum . Ama ne arkadaş ne de çeşme kaldı. Herkes işinde gücünde, çoğu evlilikler yapılmış köy dışında, musluklarda sıcacık su. Yani ne çeşmeden su alacak kimse var ne de alınacak suya ihtiyaç…
    Off ! Galiba bayram tatilinden bu yana, bu tatili bekleyip de köye gidemeyince böyle oldum bu akşam. Gelinciğim dayısına gitti iki günlüğüne, bizde şimdi Kirazçiçeğimle birlikte telefon  kapağımın son dokunuşlarını yaptık, sıra paylaşmaya geldi.

   Daha önce kırmızı olan telefon kapağımı güzellerim ve benim resmimle süslemiş ve ilk yayınımda paylaşştım. Kırmızı kapağın renk vermesi ile mi benim beceriksizliğimden mi bilmem pek istediğim sonucu alamamıştım. Ama yine de bizim fotoğrafımızla yapmış olduğum için çok severek kullandım aylardır. Arada bir değişiklik olsun diye de bu beyaz kapağı böyle süsledik. Süslemeleri seçerken ve yerleştirirken kızlar çok fikir verdiler. Biz sevdik, dilerim siz de beğenirsiniz.


 Mikrofon ve kamera yerlerini açtıktan sonra parlatıcı oje sürerek kenarların atmasını engelledim.


                                         Üzerine boncuk ve süsleri dikerek sabitledim

                                              Kumaşı beyaz tutkal ile kapağa yapıştırdım.