25 Aralık 2015 Cuma

Coco star kek ( Samira Keki ) ve mutfak rafı




                 



    


Merhabalar,
Şu anda ne yazacağımı da bilemedim, öylesine uğrayıp sadece bir merhaba demek  ve bir kek tarifi bir de mutfakta birkaç ay önce yaptığım askının üzerine taktığım küçük rafımı göstermek istedim.
Raf için söylenecek pek bir şey yok, bir yapı markete gidip, dallarımın görüntüsüne uygun olması için doğal renkli bir parça kestirdim. 1 lira10 kuruş  tuttu. Askıları da önceden vardı evde, taktım oldu.
Kek de aynen öyle kolay. Yeğenim verdi tarifini , ben de tarife onun adını verdim Samira Keki dedim. Siz gerçek adını biliyorsunuz :))
Normal her zaman yaptığım kek hamurunu kakaolu olarak hazırladım.
1 yumurta akı
1 bardak Hindistan cevizi
½ bardak pudra şekeri karıştırıp küçük toplar yapıp kalıplara önce biraz hamur sonra top tekrar hamur sıralamasıyla hazırlayıp pişirdim.
12 adet oldu ve artan hamuru da küçük bir borcamda pişirdim. İki çeşit kekimiz oldu böylece. Samira’mın tarifinde normal kek kalıbında yapılıyordu. Toplar hamurun ortasına sırayla dizilmiş, dilim dilim kesilerek servis yapıldığında yine güzel duruyordu.























                                Hayırlı cumalar olsun ve güzel bir hafta sonu…

22 Aralık 2015 Salı

Mevlid Kandili




      Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ( s.a.v.) in doğduğu bu mübarek Mevlid günü kutlu, mutlu , hayırlara vesile olsun. Yüce Yaradanımız, her daim dualarımızı kabul etsin ve bizleri kötü olan her şeyden korusun, günahlarımızı affetsin ve  hakkımızda her şeyin en hayırlısını nasip etsin. Amin amin amin…






19 Aralık 2015 Cumartesi

Ters Düz ( Kitap Tanıtımı)







                             





   Kafadergi.blogspot.com sahibi Mert’ i tanıyorsunuz. Tanımayanlar için söyleyeyim, çok çalışkan, azimli, araştırmacı, hayallerinin peşinde koşan ve pes etmeyen özelliklere sahip çok genç bir arkadaşımız .  O kadar gençki bir çoğumuzun çocuğu yaşında bir üniversite öğrencisi. Aynı zamanda yazıları, röportajları, paylaştığı  seyahatleri ile dolu dolu bir bloğa sahip.

   Henüz 20 yaşında olmasına rağmen edebiyat alanında oldukça büyük bir yol kat etmiş durumda. Birkaç hafta önce de  ilk kitabını çıkardı ve üç kitaplık bir seri olarak devam ettirme niyetinde. Hatta bir dizi sürpriziyle de karşımıza çıkabilir. Bilenler bilir birkaç ay önce , kitabının bir bölümünü bloğunda paylaşmıştı. Ben de küçük bir kısmını okumuştum, dün de büyük bir gururla gidip kitabını aldım ve okumaya başladım, çok güzel gidiyor. Betimlemeler oldukça başarılı, kitabı okumaktan ziyade her olayı her anı; köyün kenarındaki bir dağın üzerine çıkmış da oradan izliyormuş gibi bir his oluşturuyor.
   Kitap yazan arkadaşlarımıza ayrı bir yer tutmamız gerektiğini düşünüyorum, hele hele gencecik yaşlarda olmasına rağmen zamanın getirdiklerine yenilmeyip, vaktini  böyle güzel işlerle değerlendiren evlatlarımızı desteklemeli ve alkışlamalıyız.
   Sevgili Mert, özellikle kitabın sonundaki teşekkür yazında ailene yazdığın, sevgi ve övgü dolu sözlerinden, hürmetinden dolayı seni ayrı kutluyorum,  okurken bir anne olarak gözlerim doldu. Bir insan; ana, baba, aile kıymeti biliyorsa başarı daima onun yanındadır. Yolun açık olsun.































15 Aralık 2015 Salı

Yaprak Süsleme & Kitap Ayracı





Bazen yaptığınızın ne kadar gerekli olduğu değil size ne kadar iyi geldiği önemlidir.
Mum çiçeğiniz varsa yada bahçede bir manolya ağacı; koparın bir yaprak, alın kahvenizi her şeye on beş dakika ara verin…
Ve en sevdiğiniz kitabın arasına koyun;  sessizce deyin ki: “ Bekle, sadece bekle.,.”


  Sanıyorum tanıyorsunuzdur sevgili Niki’yi, ben onun yaptıklarını ve örnek olarak bulup paylaştıklarını çok beğeniyorum. Birkaç ay önce de Manolya yaprakları üzerine şahane çalışmalar paylaşmıştı.
  Tabi ben; burada ve özellikle buradaki kadar güzelini yapamadım, niyetlenmedim de doğrusu öyle zora. Akşam akşam Manolya yaprağı da bulamayacağıma göre baktım en uygun Mum Çiçeğim var, kopardım üç yaprak, tamamen doğaçlama olarak  yaptım kızlarım ve kendim için, kura yoluyla da paylaştık :)) 














































    Şu çerçeve içinde olanı paylaşamadık, hepimiz, onu isteyince kura çektik ve Ebrumun oldu. "Ancak Ebrucuğum, gördüğün gibi o bu çerçeveye çok yakıştı, üzgünüm yavrum artık o senin değil :)) "






NOT: Bir önceki ve son birkaç yayınımda, çok güzel, içten yorumlarını bırakan çok değerli arkadaşlarım dönüp cevap yazamadım, bu aralar bloğuma çok zaman ayıramıyorum, ayırdığım zamanı da siz arkadaşlarımın blog sayfalarını okuyarak değerlendirmek istiyorum yine de daha bir hafta dolmadan ikinci paylaşımı yapmış olmam bana çok iyi geldi. Daha sık paylaşımlarda buluşmak üzere...
                                                             Sevgiyle Kalın...




11 Aralık 2015 Cuma

Mumluk ve Makrome Örgü Çiçeklik


                                                                                                                                                                                                                          


   Ne güzel El İşi derslerimiz vardı bizim; ne zaman niye kaldırıldı hiç bilmiyorum doğrusu.
     Bir insanın yetiştirilmesinde, hayata hazırlanmasında yer tutan en önemli derslerdendi. Şimdi Teknoloji Tasarım dersi var, keşke ikisi de olsaydı, isteyen istediğini seçebileceği şekilde tercihe bırakılsaydı. Ya da teknoloji Tasarım dersinin içeriği biraz daha günlük hayata yakın olsaydı.
   Çok severdim ben el işi dersini, öğretmenlerim harika insanlardı bana çok şey kattıklarına inanıyorum. Aslında herkese de öyle, düğme dikmek istemeyen sınıfatki bir erkek çocuğuna, öğren oğlum, askerde kim dikecek kopan düğmelerini diye yaklaşıp bütün herkesi ne çok hayatın içine hazırlamışlardı.
Düşünüyorum da o günün şartlarına göre harika işler yapmıştık, sizlerde nasıldı bilmiyorum ama biz de dikiş,  alçı, seramik hamuru, dokuma , gazetelerden hamur yapıp heykel yapma, şimdiki aliminyum folyo çalışmalarının benzeri yağ tenekelerini kesip çivilerle desen çalışma, yemek, yumurta kabuklarından, kırık camlardan albüm,  veya tablo yapma, kaneviçe, çin iğnesi, sap işi, makrome benim ve kardeşlerimin yaptıklarından ilk aklıma gelenler.
İşte bu makrome örgüsünü de o zamanlar öğrenmiştim, sanırım benim yaşlarımda olan herkes de bilir.

Makrome sarkaçtan örmek isteyen olursa şöyle diyeyim, öreceğiniz boyutun, 4 katı büyüklükte 8 adet ip kesiyorsunuz, ikiye katlayıp 16 tane ip elde etmiş oluyorsunuz. Buna göre ölçüyü alırsanız iyi olur. İsteyen olursa detaylı bir şekilde fotoğraflarım daha sonra ama makrome örgüsünü anlatan  çok güzel videolar da   sevgili Google ‘ da var.







  Ağacımı geçen hafta sonu annem köyden gelirken getirdi, budanan oya ağacının dalları. İki dal daha var henüz onlardan bir şey yapamadım, aklımda çok proje var da evde koyacak yer yok, henüz beklemedeler. Ortalıktakilere bir gözüm doysun , sıra onlara da gelir Allah ‘ ın izniyle. 





   Bu aralar taş ve kuru dal sevgime bir de bu zincir eklendi. Doğal malzemelere çok yakıştırıyorum.








Ağacımı içine yerleştirdiğim bu güzelliğin ne olduğu hakkında fikriniz ya da bilginiz var mı? Bilmeyenler için çok şaşırtıcı olacak diye düşünüyorum, bir ipucu vereyim düşünürken yardımcı olsun , adı Parmaklık. Biraz aşağıda yanıtı görebilirsiniz :))














   Gördüğünüz gibi bir araba tekerleğinin orta kısmı benim şimdiki vazom. Bu parçaya Parmaklık, ona geçirilen 12 adet uzun tahtaya parmak hepsini çevreleyen çemberi oluşturan 6 adet tahta parçasına da de Espit deniyormuş.

 Annemler bahçesinde dekor olarak kullanıyorlardı; " getireyim mi ?" dedi annem telefonda hiç düşünmeden evet dedim, gelince de yerini buldu. Yoksa o büyük dal parçasını nasıl sabitlerdim bilmiyorum.
 Seviyorum ya ben böyle zamazingoları :))

2 Aralık 2015 Çarşamba

İşte öyle bir şeyler anılar falan... ( ÖRGÜ SERVİS )















                                                         Merhabalar,

Örgü örmeye başladığımda çok küçüktüm. O kadar ki annem tığ vermezdi; bir çırpıyla zincir çekmeyi öğretmişti. Mavi bir bavulu vardı annemin, içinde de minik kırmızı bir göz. Tığını oraya saklardı, küçüğüz bir tehlike olmasın diye. Annem yokken gizlice divanın altından çıkarır tığı bulur örerdim. Sanırım beş yaşlarındaydım belki daha küçük. O zamanlar oturduğumuz eve göre yaşımı hesap edince böyle çıkıyor ortaya. 

   Sonra 7 - 8 yaşlarımdayken de komşumuzun kızı, aynı zamanda akrabamız olan Fatma ablam dantel örmeyi öğretmişti, kendi ipi ve kendi tığı ile. Annem çok şaşırmıştı, o günü çok iyi hatırlıyorum. Beyaz incecik bir dantel. Vee  bavuldaki tığ benim olmuştu tabi:))

   Yani demem o ki; kendimi bildim bileli örgü hep vardı hayatımda.  Mesela öğrenciyken babam istemezdi derslerinle ilgilen örgüyü bırak diye; hafta sonları sabah uyanınca yatağın içinde örerdim bende; oturur yorganı çeker, örer de örerdim. Tığ, şiş, yün örgü, dantel hiç fark etmezdi.

    Otuzlu yaşlarımın başına kadar hiç vazgeçmedim örgüden, sonra bir dönem azaldı, bir dönem neredeyse hiç denecek kadar çıktı hayatımdan. Öyle ufak tefek şeyler; atkı, bere , bir iki hırka gibi birkaç  bir şeyle sınırlı kaldı. Son iki yıldır ; özellikle bu yıl örgülerimle barıştık. Tekrar soğur muyum bilmiyorum, bildiğim bu aralar kendimi sıkmadan öyle büyük büyük olmasa da hayatıma geri döndüğü.

Örmediğim dönemde öreceğim hevesiyle o kadar çok yün almışım ki ör ör bitmez, gözümü korkutuyor bazen ama pes etmiyorum şimdilik. 
   


   Yukarıdaki bu modeli de 12 yaşındaydım diye hatırlıyorum ördüğümde, o zamanlar pek bi revaçtaydı örgü elbeziler, tutacaklar; annem geçenlerde bulmuş, whatsapptan resmini gönderdi,  taa o günlere döndüm, unutmuştum bile böyle birşey ördüğümü.  Yeniden tasarlayarak  tekrar ördüm. İstediğimden büyük oldu ama  yine de sevdim, iki tane olsun istiyorum, illaki kullanacak bir yer bulunur umuduyla:)) 





















   Anılara dalmışken; hatırlar mısınız ya da bilen var mı dersem daha doğru olur herhalde, eskiden büyüklerimiz bir parça gazete kağıdını top gibi yapar üzerine sararlardı çile çile ipleri. Hani elimizi açarak tutardık bazen de dizlerine geçirir öyle çözerlerdi. 
   Yukarıda gördüğünüz gibi ben de ipimin beyaz olması sebebiyle gazeteye değilde bir parça kağıda sararak ördüm. Aslında gereksiz bir uğraş, ipim çile değil bildiğiniz yumak yani sarmam hiç gerekmiyor ama seviyorum böyle minik detayları, yaptığım her ne olursa olsun keyifli hale getirmeye bayılıyorum. Örgü makaralarımı zaten biliyorsunuz, burada paylaşmıştım daha önce.






Köşeler için ördüğüm ilk motif büyük gelince; bir parça çuval kumaşına diktim ve bu kumaşı da kavanozun kapağına silikonla yapıştırdım. Kahve kavanozum daha mı bir güzel oldu ne :))