nazar için:

Felak Suresi Anlamı: ( Ey Muhammed ! ) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.

Nas Suresi Anlamı : ( Ey Muhammed ! ) De ki : Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine ), insanların İlahına. O sinsi vesvesenin şerrinden, O ki insanların göğüslerine ( kötü düşünceler ) fısıldar. Gerek cinlerden gerek insanlardan ( olan ) bütün vesvesecilerin şerrinden Allah ‘ a sığınırım.

Peygamber Efendimiz iki kul euzüyü okuyup buyurdu ki; “bu iki sure ile belarlardan, nazardan korunun ! hiç kimse bu iki sure ile korunduğu gibi, başka şeyle korunamaz. “ ( Ebu Davud )

27 Şubat 2015 Cuma

Mart İpliği

               

                      


Merhabalar, hayırlı Cumalar dilerim…
Geçen yıldan hatırlıyorsunuzdur, Mart İpliği’ni. Çook uzun yıllar öncesine dayanan bir gelenek,bir eğlence diye bahsetmiştim ve bizim bildiğimiz şekli ile örneklerini göstermiştim. Bu yıl da Bulgaristan ‘da uygulanan modellerine birkaç örnek hazırladım ve bilmeyenler ya da daha önce bloğumda okumayan arkadaşlarım için geçen yıl yazdığım yazıyı aynen  paylaşıyorum.  Yine de isterseniz  geçen yıl 26 şubat tarihli yayınımı diğer fotoğraflarımla birlikte  buradan okuyabilirsiniz.

 Mart İpliği  -  Marteniçka
      Hiç aklıma gelmezdi annem küçücük bileklerimize iplikleri dolarken bunun yüzyılları aşkın bir gelenek olabileceği. Sanırdım ki anneannem oyun olsun diye annemlere takarmış, annem de bize. Sanırdım ki o uzun kış gecelerinin eğlencelerinden bir anı. “  Mart karasını atmasın derdi annem, mart ipliğini takmazsak bu yaz çok güneş alırsınız kara kız olursunuz sonra. “ rengi de kırmızı beyaz  olmalı  sağlıklı, kanlı canlı olmak için. Tabi biz şimdi rengarenk yapıyoruz ya. Şubat ayının son akşamı takılır, mart ayının son akşamı çıkarılır . Mutlaka mart ayı bu iplerle karşılanır, unutursak o akşam  "artık mart karasını attı , takılmaz. "derdi annem. Ne çok üzülürdük. Tabi biz  üzülünce  kıyamaz  yapıp takardı ama işe yaramazdı, bir kere mart karasını atmıştı.  O zamanlar köylerde kara olmak hiç istenmeyen bir durum. Hatta tarlada çalışan kadınlar yüzlerini öyle bir sararlar ki o sıcağın altında bir tek gözleri görünür.  İşte böyle sanırdım ben bizim mart ipliği hikayemizi. Bir bakıma güneş ışıklarını bağlardık bizi karartmasın diye.
   Ben de kızlarım doğduğundan beri her yıl şubat ayının son akşamı yaparım, mart iplerini takarım kızlarımın kollarına. İlk mart ipliklerini bile saklarım hala hatıra kutularında. O denli bağlıyım yani geleneklerimize. Geçen yıl sınıfta arkadaşları özenmişti Cansuyumun ipliğine, birkaç makara alıp göndermiştim okula, tenefüslerde bütün kızlara ip yapmıştı kızçem.
   Birkaç yıl önce Sevim Anne ile bir sohbetimiz sırasında onunda mart ipliklerini bildiğini fark ettim ve çok şaşırdım. Kendisi kayınbabamın ikinci eşi ve Bulgaristanda yaşıyorlar. Onların da mart ipliği yaptıklarını söyledi. Hatta onların ki öyle bileğe takılan küçük ip parçalarını geçmiş, adeta bir festival, bir şölen havasında özel günler olarak kutlanırmış. Çeşit çeşit bebekler, süsler püsküller yaparlarmış, ipliklerle. Çantalarına, kıyafetlerine, saçlarına, yakalarına takarlarmış. Adına da Marteniçka denirmiş.  Sergilenir, en güzel mart ipliği yarışmaları olurmuş. Rengi mutlaka kırmızı beyaz olmalıymış. Tıpkı bizim ki gibi. Kırmızı yılın sağlıkla geçmesini, beyaz saadeti temsil edermiş. Leylek görülünceye kadar takılırmış. Leyleği görünce bir dilek tutulur, çıkarılıp büyükçe bir taşın altına saklanırmış. Dilek tutsun diye.
 O kadar çok şaşırdım ki sadece bizim köyümüze ait bir gelenek sanırken ben bunu,  neler öğrendim.  Aa… sonra düşündüm, benim köyümün, ninelerimin, dedelerimin kökü Bulgaristan’a dayanıyor. 1800 ‘lü yılların sonu, 1900 ‘lü yılların başı Trakyaya göç yılları Bulgaristan topraklarından. Demek ki benim büyük ninelerim oralardan gelirken çıkınlarının arsında mart ipliklerini de getirmişler. Bırakmamışlar oradaki yaşanmışlıkları. Amacı değişmiş, ( ya da onlar öyle yapıyormuş) mart karartmasın diye takılmış buralarda ama  bu geleneği bize onlarca yıl sonrasına taşımışlar.

   Tabi burada hiç kimse yanlış anlamasın, ben öyle ip bağlamak ya da dilek tutmak gibi batıl inançları olan bir değilim. Dileğimi de isteğimi de Yüce Yaradanımdan isterim dualarımla. Ancak burada paylaşmak istediğim bir gelenek, bir eğlence. Daha az bilinen ya da unutulan yıllar öncesine ait kim bilir neler var. Bildiklerimizi, öğrendiklerimizi paylaşırsak, çocuklarımıza öğretirsek geçmişimizle atalarımızla bağımız hiç kopmaz diye düşünüyorum. Alt tarafı bir ip denebilir, evet çok basit bir şey ama basit olduğu kadar da önemli bir şey. O küçük ip parçası değil beni kendi çocukluğuma, annemin çocukluğuna taa hiç tanımadığım ninelerimin çocukluğuna götürüyor. Bir an için bile olsa zamanın yaşanmışlıklarını canlandırıyor.
   Daha sonra kısa bir araştırma yaptığımda gördüm ki; yüzyıllar öncesine dayanan bir Bulgar Mitoloji geleneğiymiş. Anlatılan  rivayetlerden birine göre M.S. 7. yüzyıla kadar uzanıyormuş hikayesi. Toros Türkmenlerinde, Romanya da, Yunanistan da benzer şekillerde yapılıyormuş, bir çeşit baharı karşılama şekli olarak.


Rivayetlerden birine göre ise;

   Eski zamanların birinde Bulgar erkekleri savaşa giderler. Geride bıraktıkları da “ savaşı kazanırsanız, bir kuşun ayağına beyaz ip, kaybederseniz siyah ip bağlayın gönderin derler. Gel zaman git zaman kuş ayağında kana bulanmış beyaz bir ip parçası ile gelir. Bunu görenler de savaşın kazanıldığını ama çok kan döküldüğünü anlarlar.
Özellikleri:
Mart ipliği kesinlikle kırmızı beyaz olmalıdır.
 El yapımıdır. 
Satılamaz ,  hediye edilebilir.
Mart ayı başlamadan takılmalıdır.
   Ayrıca mart ipliği geleneğini çok güzel bir şekilde açıklamış olan Nigar Sargın Hanımın yazısını isterseniz buradan okuyabilirsiniz. Marteniçka  yazarak ta görsellere girdiğimizde çeşit çeşit ipler karşılıyor bizleri. 
                                                                      

                  

            Bulgaristan 'da; ağaçlar, kıyafetler, saçlar, çantalar bu ve buna benzer                                                         güzelliklerle süsleniyormuş mart ayında.. 
                


                         Bu sabah Cansuyumun kabanına taktık bebek olanlarından.










      Hani demiştim ya tarlamı anlatırken "Ebrumun çekirdekten yetiştirdiği limona,
 dayanak olsun diye köküne sapladığım incir dalı yeşerdi" işte o incir dalı da süslendi mart ipliğiyle.









    Sizin henüz bilmediğiniz bir köşe hazırladım kendime, o köşem de nasibini aldı mart ipliğinden.







                  Bizim bildiğimiz mart ipliği de bu, ipler birbirine burkularak kıvrılıyor ve                                                          bileğe bağlanıyor, mart ayı boyunca.







                                                    Sevgiyle Kalın…












23 Şubat 2015 Pazartesi

Kitap Ayracı







   
              Kızçem ve kardeşim dediği güzel arkadaşı için hazırlamıştım bu kitap ayraçlarını. 
    İstediğim şablonu tam olarak bulamayınca, birkaç tanesini örnek alarak bazı değişikliklerle bu hale getirdim. Sonun da istediğim gibi oldu. En önemlisi de kızlarım için özel bir anlamının olması.
    


                    
     Hatırlıyorsunuzdur birkaç ay  önce de burada bu fotoğrafla  bahsetmiştim. Gerçi orada haftaya paylaşırım demişim ama :))




İşlediğim parçanın altına da aynı ölçülerde etamin kesip, arasına beyaz karton koyup, etrafını diktim ki sert dursun.






   Bir de kurabiyelerimi göstereyim. İnstagram da paylaşmıştım. Orada bloğumdan önce bir şey paylaştığımda kendimi sanki suçlu hissediyorum. İlk göz ağrısı derler ya galiba o söz tam da buraya uyuyor. 
  Krem şantili kurabiye; daha önce tarifini burada vermiştim. Un ölçüsünü biraz azaltıp, 2 kaşık kadar nişasta ve 2 kaşık da pudra şekeri katıyorum artık, çok daha güzel oluyor.
       Güzel, mutlu , sakin ve en önemlisi sağlıklı bir hafta olsun diliyorum. 
                                                   
                                                    Sevgiyle Kalın...


18 Şubat 2015 Çarşamba

Bir Kapak İki Kitap "Derin Mavi"


    
   İnsanı tanımaksa zor sanat. Ama değer. Bütün şiirler, öyküler, şarkılar insanı anlatıyor. Anlayana selam olsun.
                                                                                       ( Tanıtım Yazısından)




   Bir Kapak İki Kitap; kitabı elime aldığımda ilk düşündüğüm bu oldu. Hem şiirlerin hem de öykülerin yer aldığı iki bölümden oluşuyor Sade ve Derin blog arkadaşımızın ikinci kitabı. .
  Şiirleri okumaya başladığımda adının Derin Mavi olmasının çok yerli yerinde bir seçim olduğunu fark ettim. Zira mavi kelimesi neredeyse tüm şiirlerde  kullanılmış ve kitabın adına uygunluğunu tamamlamış verdiği farklı anlamlarla.

    Nasıl ki  birbirimizin yemek tariflerini, çeşitli el işlerimizi beğenerek ve örnek alarak sayfalarımızda paylaşıyorsak, yazar arkadaşlarımızın da güzel yazılarını, varsa kitaplarını da paylaşmamız gerek diye düşünüyorum.






                                    Penceremizde bir martı eşliğinde Derin Mavi… 

   Kitabı incelerken; kapağındaki martıyı, sürekli penceremizin önünden geçen martılarla birlikte çekmeyi düşündüm. Bir ara o kadar çok martı geçiyordu ki "tamam " dedim "işte fırsat" kitabı aldım,bantla cama yapıştırdım ve bizim martılar uçtu gittii. Neyse ki bir iki dakikalık bir bekleyiş içerisinde tek tük de olsa bize selam verenlerin içinden birkaç tanesi ile istediğim pozları yakalama imkanı buldum.








 











 Hafta sonu o kadar çok fotoğraf çektim ki sonunda  işin içinden çıkamaz oldum; çoğu zaman olduğu gibi eşim ve kızlarımın yardımıyla belirledik paylaşım fotoğraflarımı.

                                                                    Sevgiyle Kalın...

16 Şubat 2015 Pazartesi

Kadın Deyince





Kadın deyince;
Anneliği, eş oluşu, kardeşliği, sıcacık kalbi gelmeli aklımıza.
Kadın deyince;
Bir inci tanesi gibi güzelliği, zarifliği, kıymeti gelmeli aklımıza.
Kadın deyince;             
Bir fincan kahvenin hatırı, sıcacık sohbetlerin huzuru,sevgi dolu yuvaların sebebi gelmeli aklımıza.
Gözyaşı değil,cinayet değil, son günlerde ve çoğu zamanlarda yaşananlar değil.


13 Şubat 2015 Cuma

Sarımsaklı Ekmek



                                                          Hayırlı Cumalar Olsun...


Nasıl kolay nasıl lezzetli bir ekmek. Hatta o kadar kolay ve leziz ki hemen kalkıp yapasım var ama yarını bekliyorum. Kahvaltıya sözüm var . Güzel bir kahvaltı olmasını istiyorum sonraki iki hafta boyunca tüm aile bir arada kahvaltıya oturma imkanımız yok gibi.
   Tadı hala damağımda. Abartmıyorum gerçekten çok güzeldi, denemeden anlaşılmaz. Mutlaka hafta sonu yapmanızı tavsiye ederim. 
Bir önceki yayınımda söylemiştim yapacağımızı. Tarifini Cahide hanımdan aldım. O da bir videoya link vermiş. Biraz uzun atlaya atlaya izledim..Siz de izlemek isterseniz buraya bakabilirsiniz.
 Hamur İçin Malzemeler :

Aldığı kadar un
 1,5 su bardağı ılık su 
yarım çay bardağı sıvı yağ
1 yemek kaşığı kuru maya veya bir paket yaş maya
1,5 tatlı kaşığı tuz
İç Harcı :
100 gr. oda sıcaklığında tereyağ 
yarım çay bardağı zeytin yağı 
3 diş sarımsak ( biz 5 diş koyduk sarımsağa dayanamıyoruz :) ) 
karabiber 
pulbiber
 kekik
 tuz bir tutam maydanoz ( evde kalmamış biz koymadık ama olsa daha iyi olurdu eminim)
Ekmekler pişerken hepsini karıştırıp hazır bekletmekte fayda var.
                              



    Yumuşak bir hamur yoğrulur. Üç eşit parçaya ayrılır. Tepsinin kısa kenarına göre uzatılıp burkula burkula yerleştirilir. Yapışmaması için kağıda  resimde görüldüğü gibi şekil verilir.
Yarım saat kadar dinlendirilir. Ben bu tip mayalı hamurları bekletirken fırınımı yaklaşık 40 derece ayarlayıp öyle bekletiyorum, çok güzel kabarıyor. 



200 derece sıcaklıktaki fırında pişirilir. Çıkarılıp tırtıklı bir bıçakla ( mutlaka tırtıklı olması gerekiyormuş ufalanmaması için )sıcak sıcak hemen verev şekilde kesilir. Dilimler dibinden koparılmamaya dikkat edilmelidir. 

                                                                                                                                                                                      


Arasına iç harçtan kaşıkla yada bıçak yardımıyla konur. Kalan harç fırça yardımıyla üzerine sürülür.




 


 Dilimlerin arasına kaşar peyniri dilimleri yerleştirilir. Tekrar sıcak fırına sürülerek beş dakika kadar bekletilir.














Bu aralar ıspanak salatasına taktık resmen. Daha önce bahsetmiştim Cansuyum ıspanak yemeğini sevmiyor, bize yemek yaptığımda ona salatasını yapıyorum, O da bize" ben daha sağlıklı yiyorum" diyerek hava atıyor diye :)) ben ona ıspanak yemeğini sevdiremedim ama  O bizi  alıştırdı salataya.


Sevgiyle Kalın...

11 Şubat 2015 Çarşamba

Şu Kasayı süslesek de mi saklasak süslemesek de mi saklasak:))



       



                                                       Merhabalaaar…
Özledimm…
             Tatil boyunca uzak kaldım uzak kalmak istedim. Tatil günleri sayılı olunca tüm zamanımı kızlarımla ve eşimle  (O ‘da izin aldı bu tatilde ) geçirmek için her türlü sosyal paylaşımlardan uzak durdum. Kızların yoğun ödev programına rağmen birlikte çok güzel vakit geçirdik. Ara ara mutfakta ara ara dikişte ara ara da boya ve gezme işleriyle dolu dolu ve yorucu bir tatil oldu. Tam da dinlemediler aslında ama başlamak zorundaydılar her öğrenci gibi. Neyse ki bugün de kar tatili nasip olursa sarımsaklı ekmek yapacağız. 


                                                         Kasalarımız nasıl olmuş :))









                      Eşimin dedesinin feneri. Kaç yıllık olduğunu bile bilmiyorum.



 







   Şu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak tekerlemesi gibi oldu kasaların durumu. Bir öyle bir böyle karar veremedik . Değişe değişe hatta daha da farklı bir şeylerle süsleriz kızların odasını artık. 


   Şunlara pilli mum mu desem fener mi çok sevdim çok. Eminönünden tanesi 1 liraya aldım. Işığı da hareket ediyor ve odunların arasında gerçek alev görüntüsü verdi. Sevgiyle Kalın...


9 Şubat 2015 Pazartesi

Derin Mavi






    Sade ve Derin blog sahibi arkadaşımız  DERİN MAVİ adını verdiği ikinci kitabını çıkardı biliyorsunuz. 
  Kendisi blog dünyasını bence ayakta tutmak için elinden geleni yapan yegane kişi. Hepimiz bir şekilde verdiği ödüllerle ya da tanıtımlarla onun bloğunda adımızı gördük ve daha çok arkadaş edindik.  Özellikle yeni açılan ya da izleyicisi az olan bloglara gerçekten güzel destekler vererek tanıtımlar yaptığını biliyoruz ve yazılarını keyifle okuyoruz.
Yolun açık olsun sevgili Derin.


Birkaç defa sordum henüz kitapçılara gelmemiş internet üzerinden satışı başlamış. Daha sonra temin ettiğimde de içinden bölümler de paylaşmak isterim.