29 Mart 2016 Salı

Dört yapraklı Yonca




Deep Tone arkadaşımız kendi deyimiyle " Dört yapraklı Yonca " yı oluşturdu ( burada ) . Kitabı görür görmez içeriği nasıldır diye düşünmeden nasıl fotoğraflarım diye düşündüm. Kapağı çok keyifli görünüyordu. Nedense artık bir kitap gördüğümde fotoğrafını çekmeyi kendime bir görev addediyorum:))   Üzerine düşünmek hayal kurmak ve bunu karelere dökmek çok büyük mutluluk veriyor. Bu anlamda teşekkür ediyorum yazar arkadaşlarıma kitaplarını fotoğraflama fırsatı verdikleri için.
Kitabı alır almaz birkaç bölüm okudum. Çok eğlenceli, tam olarak bir günlük tarzı diyebilirim. Okuduğum her sayfada yüzümde bir gülümseme oluştu. Çağla karakterini okurken, o kadar hızlı okudum ki bu tamamıyla kitabın başarısı çünkü karakter öyle bir şekilde aklıma girdi ki bıcır bıcır durmadan hızlı bir şekilde konuşan küçük bir genç kız vardı sanki başımın içinde. Simay 'ın şu sözlerini ise çok sevdim:
 " En güzel şey içimizdeki sevgi. İçimde derin bir sevgi var. Sanki her şeyi seviyor gibiyim, herkesi.  Hepsini birleştirip yumak yapmış kalbime koymuş gibiyim. Sevme eylemini bile seviyorum. Her şeyi seveyim bundan güzeli yok. Her şeyi sevdiğim için karşımda hiçbir engel duramaz. On kaplan gücündeyim o yüzden. Sevgi büyük nimet. Kimse sevgisiz kalmasın."
Özellikle son yazın çok güzeldi sevgili Derin. Kalemine sağlık.

Kitabın tamamını okumamış olmakla birlikte şunu söyleyebilirim; genç olanların ve genç kalanların okumaktan zevk alacağı bir kitap. Tam bir kız kitabı, keyifli, enerji dolu, okurken gençlerin hayatının içine dahil olduğunuzu hissediyorsunuz. Ben çok sevdim.


Deep, web sitesini açarken orada kullanmak üzere birkaç fotoğraf çekmemi istemişti. O zaman Sade ve Derin & Derin Mavi vardı. Ancak teknik konularda anlaşamamıştık. O süreç içerisinde ben nasıl çekerim  diye epey bir kafa yormuş ve planlarımı hazırlamıştım. Sonuçta fotoğraflarım teknik açıdan  uygun olmadığı için çekilmekten vazgeçilmişti. Sonrasında da fırsat bulduğumda o kadar planladım ben çekeyim de Deep kullanacak bir yer bulur  mutlaka diye kareledim hayallerimi ama öylece kaldı. Tekrar " Yani " kitabı ile ilgili bir şeyler çekmemi istese de bu eski fotoğraflardan Deep de şimdi haberdar olacak. Madem çektim hepsi bir arada olsun diyerek paylaşıyorum artık , beğenmeniz dileklerimle sevgiler...



























































23 Mart 2016 Çarşamba

Kum Boncuktan Kolye Yapımı





       Rahmetli anneannemin 75 yıl önce yaptığı kolye, kendi deyimiyle gerdanlık.

Yeni nesil görgü kurallarına göre, maillere, yorumlara cevap vermemek veya vaktinde cevap vermemek görgüsüzlük olarak adlandırılıyormuş. Bu tanıma göre kendimi oldukça görgüsüz hissettim. Ancak benim ki kesinlikle umursamazlık veya değersizlik değil. Bunun en önemli sebebi zaman kullanımını ayarlayamamam. Önceliklerim var gibi bir bahane söylemeyeceğim, çünkü herkesin öncelikleri var hayatında ve bu bir sebep olamaz, burada yer alıyorsam hakkını da vermeliyim diye düşünüyorum. Mutlaka bir fırsat bulmalı ki özellikle emek verilip yazılan yorumlara cevap vererek hem teşekkür etmeli hem de karşılıklı muhabbetin artmasına katkı sağlamalı.

Gelelim günün paylaşımına tabi bu da bu konuyla çok alakalı. Aylar önce Mutluluk Sokağı sahibi Hamarat Ablamız benden burada yaptığım paylaşımdaki annemin kolyelerinin yapılışını istemişti. Ben de bir türlü fırsat bulamadım mı desem sıra mı gelmedi desem paylaşamamıştım..
Bugün de madem böyle bir konuya değindim o zaman verdiğim sözü tutayım ve geriye dönük sorumluluklarımı yerine getirmeye başlayayım.

Annem bu kolyeleri yıllardır yapıyor, şöyle söyleyeyim ilk yapmaya başladığında ben ortaokula gidiyordum, 84- 85 yılları olabilir. Rahmetli anneannemin çocukken yaptığı şu yukarıdaki  ( fotoğraf anneme ait ) kolyeden istemiştim, anneannem öğretmiş annem de yapmıştı. O zamandan beridir yapar yapar hediye eder. Kaba taslak bir hesap yapsak yaklaşık 150 tane yapmıştır. Çocuklarına torunlarına derken bize yaptıkları bile 70- 80 tane var.  İnstagramda da daha önce yazmıştım , eve gelene verir, gittiği yere götürür, çantasına koyar, cebine koyar çarşıda pazarda , otobüste iki muhabbetin arkasından çıkarır verir. Sen sat bunları diyenlere de” – Aman satıcamda nolcak, o kadar uğraşıyorum çok istesem herkes alamaz, ucuza versem o kadar uğraştığıma değmez hediye  veririm, beni ansınlar .  Ben böyle daha çok mutlu oluyorum,  insanlar sevinsin istiyorum" diyor.  Seviyorum annemi hem de çok . 
Bu aşağıda görmüş olduğunuz tüm kolyeler kızlarım ve benim için olanlar. Aslında birkaç tane daha vardı ama ilk elime geçenler bunlar oldu. 














































                                                  

                                                   Bu da farklı bir model.


































9 Mart 2016 Çarşamba

Ağaç Dallarından Sehpa














Merhabalar…
Son zamanlarda doğal malzemeli veya doğal görünümlü çok fazla objeler , üretilmeye başladı. Biliyorsunuz ben de doğal olan her malzemeyi çok fazla seviyor ve kullanıyorum.  Böyle ağaç dalları ve örgülerle birleştirilmiş tabureler dikkatimi çekiyordu. Ancak yeni bir tabure eve çok da gerekli olmadığı için hep bir heves olarak kalıyordu.  Uzun zamandır bir de sehpa yapma niyetim vardı.  Ben de ikisinin karışımı bir şeyler tasarladım, eşimle birlikte yaptık.
Ağaç dallarım vardı zaten, biliyorsunuz merdiven ve mumluk yapmıştım ve daha onları hazırlarken bu sehpa  fikri vardı ve o nedenle çivi çakmadan ve ölçülerini sehpaya uygun keserek hazırlamıştım merdiveni. Şimdi onlar miadını doldurdu yeterince sevdim seyrettim ve yeni bir hayat bulmaları için de işe koyulduk.
 Ağaç var da üzerini ne yapabilirim diye düşünürken,  nedendir bilmiyorum ilk aklıma gelen tepsi oldu. Hemen gidip bir alüminyum tepsi aldım ve sonuç. Ben sevdim, hepimiz sevdik, şimdi size sunuyorum dilerim beğenirsiniz :)) 










































6 Mart 2016 Pazar

Bir Kutu Sevgi & Kibrit Kutusunun Geridönüşümü







Kızımın ilk okul öğretmeni, çocuklarla etkinlik yapmamız için zaman zaman beni okula davet ediyordu. Birlikte çok güzel vakitler geçirdik. Hatta bir keresinde 3. Sınıf oldukları bir zamanda yine öğretmenimizin isteği üzerine iki arkadaşla birlikte ,  sınıfta ekmek yoğurduk, öğretmenimiz ekmeğin yolculuğunu anlatırken  çocuklar şekil verdi, çiçek, ayıcık, tavşan, bebek çeşit çeşit şekiller. Evlerden bulup getirdiğimiz birkaç yuvarlak fırında pişirdik. Her çocuğun kendi yaptığı ekmeği buzdolabı poşetlerine bağladık, annelerine sürpriz yapmak için evlerine götürdüler, tek bir lokma bile koparmadan. Çok iyi hatırlıyorum neredeyse bütün okulun canı çekmişti, koku öyle bir yayılmıştı ki ziyarete gelen veliler bile canımız çekti demiş, hamile bir bayana rastgele  küçük bir parça kopardığım ekmek yüzünden minik bir yavruyu darıltmış ve karnındaki bebek özellikle senin ekmeğini istedi deyince yüzünü güldürmüştüm. Çocukları mutlu etmek ne kolay değil mi :))
Her neyse işte yine bu etkinlik günlerinden birinde içim öyle sızladı öyle sızladı ki hala aklıma geldikçe üzülüyorum hatta daha çok etkileniyorum.
Daha önce de yazmaya niyetlendim, sonra vazgeçtim, şimdi neden bilmiyorum yazmak istiyorum. 
Öğretmenimiz okula gelmemi istediğinde ne yapabilirim diye düşündüm. Sonra herkes annesine bir mektup yazsın diye karar verdim, daha 2. sınıftaydılar ve bu çok güzel bir sürpriz olabilirdi, belki de anneye yazılan ilk mektup. Ve daha özel olması için bir farkı olmalıydı. Gittim 4 paket yani 40 adet kibrit kutusu aldım. Biraz da elişi kağıdı, pul vs. Öğretmenimiz bizi baş başa bıraktığında önce bir güzel kutuları süsledik, onlara sürpriz olacak dediğimde daha bir sevinçle süslediler. Zaten birlikte çok güzel vakit geçirmesini biliyorduk. Sonra dedim ki herkes annesine kısa bir mektup yazacak onları bu kutuya koyacağız ve akşam onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyip vereceksiniz. Ah bir mutluluk bir sevinç, herkes bir şeyler yazıyor. Sonra biri dedi ki “ öğretmenim filanca arkadaşımız ağlıyor” (adını yazmak istemiyorum)
   Noldu dediğimde ," yazmak istemiyormuş " niye dedim," istemiyorum öğretmenim" dedi, o sırada yanıma geldi. Ben yazarsan çok iyi olur derken benim annem yok dedi. Dondum, o zaman babana yaz dedim hemen. Babam da yok dedi. Şimdi ne diyeyim? Sarıldım. O da bana. Öyle sıkı sarıldı öyle ağladı öyle ağladı ki.
Teyzesiyle kaldığını söyledi.  Teyzene ya da  öğretmenine  yazabilirsin diye söyledim sonra, çünkü onun bu duygudan mahrum kalmasını yazacak hiç kimsesinin olmadığını düşünmesini istemedim.

Yerine geçti oturdu birazdan da sevinçle geldi kutuyu elime verdi. Aa yazdın mı deyince, " size yazdım öğretmenim"dedi. Açtım okudum.
“ Canım öğretmenim seni çok seviyorum sen çok şirinsiniz siz çok gülen birisiniz. “
Kollarımı açınca; adeta boynuma atladı, ağlamadan sıkı sıkı sarıldı.
Saklıyorum tam 6 yıl oldu, Allah izin verdiği sürece de saklayacağım. Sonra öğrendim ki teyze dediği onun koruyucu ailesiymiş.

  O günden sonra ne zaman okula gitsem, hep bir bahane ile sokuldu yanıma, kavga ediyorsa kavgayı bırakıp, oyun oynuyorsa oyunu bırakıp öyle bir gülümsemeyle bakıyordu ki anlatamam burada o ifadeyi. Sonra kavgaysa kavgaya oyunsa oyuna  devam tabi :)) Yaz tatilinde de gitmişler, başka bir yere taşınmışlar.  Allahım yolunu açık etsin, bilmiyorum artık bir haberini alır mıyım ama unutmuyorum onu.













Kızlarım küçükken, onlara notlar bazen de küçük mektuplar yazar defterlerinin arasına, kalem kutularına koyardım. Bazen de böyle kibrit kutularının içinde saklayıp çantalarına gizlerdim. Çok sevinirlerdi. Birkaç yıl aradan sonra geçen hafta yine hazırladım bu kutulardan,  sabah çaktırmadan koyacağım diye epey bir uğraştım J) mutlu mu olacaklar  “öff biz büyüdük artık mı “ diyecekler merak ediyordum doğrusu. 

Sonuç = Mutluluk :))




 Bu kutuyu da bir hediye paketi olarak hazırladım, daha sonra paylaşırım nasip olursa içinde ne var diyeJ
Böyle kendi emeğimizle süslenmiş  bir  kutunun içinde küçük bir hediye verilebileceği gibi , güzel bir hediye paketinin üzerine bağlanarak içine iyi dilekler yazılıp farklı bir ileti de yapılabilir.
                                                   

Sevgiyle Kalın...